21 Mart 2015 Cumartesi

Kelimeler-Kavramlar Sözlüğü




akademik: sf. 1. Akademi ile ilgili olan.
2. Bilimsel niteliği olan

alafranga : Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili, alaturka karşıtı;
Avrupa kültürüne özgü olan; Avrupa uygarlığını benimsemiş, Avrupa eğitimiyle yetişmiş. 

Alegori; bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır.
Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla(Themis) anlatılması gibi.
Kutadgu Bilig, (Yusuf Has Hacib) Türk yazınındaki alegorik yapıtlardandır. Kutadgu Bilig'de "Adalet", "Saadet", "Devlet" ve "Akıl" iyi bir devletin nasıl olması gerektiğini tartışır. Bu soyut kavramların insan niteliği ile verilmesi "Alegori"dir. Daha çok fabl'larda görülür.
TDK'nın tanımına göre sembollerle anlatılan metinlere alegorik denir.
Alegori, "yaygın açık eğretileme (metafor)" özelliği de gösterir.

alımlama: [1] (edebiyat) eserlerin ve üslupların tarih boyunca ve farklı uluslarca nasıl değerlendirilip nasıl yorumlandığı meselesi
                  [2] (edebiyat) edebiyatın ve her türlü iletişimin her bir okuyucuda, dinleyicide farklı etkiler yaratması ilkesine dayalı bir inceleme-eleştirme tarzı

alımlama estetiği: Edebî metinlerin yorumlanma ve çözümlenmesinde yazar ya da metin merkezli çözümleme çalışmalarına karşı olarak, alımlama estetiği kuramı “okur”u
(alımlayıcıyı) birincil konumda tutmaktadır.
Metinlerin, öncel metinlerle (Prätext)bağıntı içerisinde olduğu anlayışından hareket eden ve bu bağıntıyı inceleyenmetinlerarasılık kuramı da aynı şekilde “okur” merkezlidir. Okur, metin içerisinde çok çeşitli türlerde karşımıza çıkan ilişkileri, bağıntıları açığa çıkarmak
durumundadır.
Alımlama estetiği kuramcılarına göre; pasif alımlayıcı konumundan aktif,
anlam üreten alımlayıcı konumuna geçiş, metinlerdeki boşlukların doldurulmasıyla,
somutlanmasıyla mümkündür.
Tüm metinlerin birbirleriyle örüntü içerisinde olduğu
temel görüşünden hareket eden metinlerarasılık kuramına göre de, bu örüntüyü açığa
çıkarmaya çalışmak, metinlerin anlamlandırılma ve yorumlanmasının temelini
oluşturmaktadır.


Algı: psikoloji ve bilişsel bilimlerde duyusal bilginin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi anlamına gelir.
Algı, duyu organlarının fiziksel uyarılmasıyla oluşan sinir sistemindeki sinyallerden oluşur Örneğin, görme gözün retinasına düşen ışıkla, işitme kulağa gelen ses ile oluşur. Algı bu sinyallerin sadece pasif bir şekilde alınması değildir. Öğrenme, dikkat, hafıza ve beklenti ile şekillenebilir.
Algı, bu "yukarıdan aşağıya etkileri" kapsadığı gibi duyusal girdinin "aşağıdan yukarıya" işlenmesini de içerir. "Aşağıdan yukarıya işlemler", basitçe, düşük seviye bilgi kullanılarak daha yüksek seviyede bilginin (örneğin şekiller ile nesne tanımada) oluşturulmasıdır. Yukarıdan aşağıya işlemler ile kastedilen, kişinin kavram ve beklentilerinin algıyı etkilemesidir. Algılama, sinir sisteminin kompleks işlemlerine dayanır, ancak bilinçsel farkındalığın dışında gerçekleştiği için çoğu zaman kişilere zahmetsizce gerçekleşir gibi gelir.



anakronizm : Tarihi olay ya da olguların içerisinde geçtiği zaman ile olay ya da olguda yer alan nesne ya da özelliklerin birbiriyle uyumsuzluğudur.

anakronizma: En anlaşılır biçimiyle tarihi bu günkü şartlar ve değerler içinde değerlendirmek.

analitik: Fr. analytique sf. Çözümlemeli. analitik   İng. analytic
(Yun. analytike tekhne = çözmeye yarayan sanat)
1.      Aristoteles'te biçimsel mantıkla eşanlamlıdır. Birinci Analitikler ve İkinci Analitikler, Organon adlı mantık kitabının üçüncü bölümünü kurarlar, bunlarda Aristoteles, bilimsel yöntemin öğeleri olan çıkarımları ve tanıtlama yollarını inceler.
2.      2-Kant için analitik, anlığın biçimlerini incelemedir; Transendental Analitik anlığın -> öncel (apriori) biçimlerinin bilimidir.
İng. analytic Analiz yöntemi kullananı, analiz ile ilgili.
analoji : İki farklı şey arasındaki benzerlik veya benzerliklerden hareket edilerek birincisi için dile getirilenlerin diğeri için de söz konusu olduğunu ileri sürmektir (çıkarım).
Astronomi, antropoloji, psikoloji gibi daha çok benzetmeler yoluyla sonuca gitmek zorunda kalınan bilgi dallarında kullanılan bir problem çözme/sonuca ulaşma yöntemidir.
Ulaşılan sonuçlar, gözlem ve deneyle kanıtlanmadıkça ihtimaliyet düzeyinde kalır.
Analojide (benzetme) ilişkinin muhakeme edilmesi gerektiren analoji türüdür. Basit bir dille açıklamak gerekirse a:b=c:d ifadesinde belirtilen (kuş:tüy=köpek:?) ilişkinin kurulmasını gerektirir.
Yapısal teoride benzerliğin kurulması benzerliğin anlaşılmasını sağlayan kurallarla ilgilidir. Temsil edilen bilginin sözdizimi kuralları bu kurallara bağlıdır. Soyutlanmış yüklemler yerine, üst düzey ilişkilerin kullanılarak yapıldığı planlamalar tercih edilir.
Pragmatik teori ise analojiyi, amacı doğrultusunda ele alır. Amaç bilinmeyenin bilinenler ile benzeştirme yoluyla anlaşılır kılınmasıdır.
Anekdot (Fransızca: anecdote), Bir edebî eserde anlatılan olayın başlı başına ayrı bir bütünlük gösteren parçasıdır. Kısa öykü, fıkra, menkıbe anlamları da taşır. Fransızcadan Türkçeye geçmiştir.
Argüman:
[1] Delil, kanıt, tanıt
[2] Tez, iddia, sav.
[3] (gök bilimi) Bir denklem, bir eşitsizlik veya bir gök cisminin hareketine ait herhangi bir elemanın bağlı bulunduğu belli bir değer.
[4] (matematik) Bir çıkış kümesinin değişkeni.
[5] (matematik) Bir cetvelde diğer bir sayıyı bulmak için yararlanılan sayı.
[6] Bilimsel tanı ifadesi
antropoloji : İnsan bilimidir. Antropologlar tüm toplumları, kültürleri, insan kalıntılarını ve fiziksel, biyolojik yapılarını inceler. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur.
ateizm: Tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımı.
Kelime anlamında da belirtildiği üzere; Ateizm, din ile ilgili bir kavram değil, tanrı ile ilgili bir kavramdır. Dinlerin varlığı, dinlerin tanımının ne olduğu, dinlerin iyi mi yoksa kötü mü olduğu ateizmin konusu ve tartışma alanı dışındadır.
Ateizm, her tür metafiziği reddettiği için, kendini metafizik öğeler üzerinden temellendiren bazı dinlerin metafizik boyutlarını da reddeder. Yani bu, özellikle dinlere karşı sergilenen bir duruş değil, genel olarak tüm metafizik inanışlara karşı bir duruştur.
avangart: (Fransızca: avant-garde), Fransızca askeri bir terim olan öncü birlik sözcüğünden gelir. Gerek Fransızcada gerek diğer dillerde kültür, sanat ve politika ile bağlantılı olarak, "yenilikçi" veya "deneysel" işler veya kişiler anlamına gelir.
Sanat ve siyaset alanında kullanılan avangard terimi, Rönasans'ın askeri teorisinden devşirilmiş bir metafordur: Battaglia, retrogard, avangard, hareket halindeki bir ordunun üç bölümünü temsil eder.
Bu terimi sanat alanında kullanan ilk kişi Saint-Simon'dur. Bundan sonra devrimci siyasi hareketlerin, özellikle komünist hareketlerin jargonuna girer.
Avangart sanat; kültür, gerçeklik tanımları içindeki kabul edilmiş normları sarsıp sınırlarını değiştirmeyi amaç edinir. Bu normlar sosyal reformdan estetik deneyimlerin değişimine kadar çeşitlilik gösterebilir.
başat : sıfat, baskın
bienal: Fr. biennal zf. (l ince okunur) Yılaşırı.
deizm veya Yaradancılık, mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dini bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır.
İnanışın tanımlanmasında kullanılan doğal din ya da doğal inanç kavramları, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Tanrı inancını belirtir. Bu inancı benimseyen kişiye Deist denir.
Demagoji: Halkın isteklerine, ön yargılarına ve korkularına dayalı olarak yapılan siyaset ve destek arayışıdır.
Yunanca demos (halk) ve agogos (liderlik yapmak) kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Genellikle üstün bir hitabet ve propaganda yeteneği gerektirir. Çoğunlukla dindarlık, milliyetçilik ve ırkçılık gibi popüler kavramları kullanarak ve bunlara bağlılığı sömürerek yapılır.
Demagoji yapan kişiye "demagog" denir.demagoji, isim Fransızca démagogie, isim Laf cambazlığıDemagojinin kökenleri antik Yunan ve Roma medeniyetlerine dayanır.
determinizm: Fr. déterminisme a. fel. Belirlenimcilik.( a. fel. Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti, gerekircilik) belirlenimcilik   İng. Determinism.(Lat. determinare = sınırlama, belirleme) :
I.                   (Doğa bilimlerinde) Evrende bütün olup bitenlerin nedensellik bağlantısı içinde belirlendiğini öne süren görüş.
II.                 (Tanrıbilimde) Evrendeki olayların yanısıra insanın istencini de Tanrı'nın belirlediğini öne süren öğreti.
III.             (Ahlak felsefesinde) 1. İnsanın isteme ve eylemlerinin iç ve dış nedenlerle belirlenmiş olduğunu, dolayısıyle salt bir istenç özgürlüğü olamayacağını savunan görüş. Buna göre: a. İstenç ve eylem dış etkenlerin ürünüdür (mekanist belirlenimcilik), b. İnsanın istemeleri her zaman içinde bulunduğu toplumsal koşullara bağlıdır; bu koşullar istenci belirler (toplumsal belirlenimcilik), c. İnsanın eylemlerini tarih belirler (tarihsel belirlenimcilik). 2. İstenç ve eylemleri iç etkenlerin, ben'in, kişiliğin ürünü olarak gören anlayış. // İstencin ve eylemin nedeni kişilik olarak alındığından özgürlüğe de yer verilmiş olur (özbelirlenim: autodeterminismus).
Karşıtı bk. belirlenmezcilik
deskriptif: Fr. descriptif sf. Tasvirî.( tasvirî    Ar. ta¹v³r³ sf. (tasvi:ri:) esk. Tasvir niteliğinde olan, tasvirle ilgili, betimlemeli, betimsel, deskriptif.) dolayımında
elitizm (veya seçkincilik), bir elitin veya bir azınlığın yönetmesi gerektiğine inanma veya yönetim işinin bir elit veya azınlık tarafından yapılması anlamına gelir. Siyaset teorisinde üç tür elitizmden söz edilebilir:
Normatif elitizme göre, elit yönetimi arzuya şayandır; zira, yönetim en akıllıların veya en iyilerin elinde olmalıdır. Bu görüşün en tipik temsilcisi filozof kralların iktidarda olmasını isteyen Platon'dur (MÖ 427-347).
Klasik elitizm, bir reçete sunmaktan ziyade bir olguyu tespit iddiasıyla elit yönetiminin toplumsal hayatın kaçınılmaz ve değiştirilemez bir gerçeği olduğunu ileri sürer. Vilfredo Pareto (1848-1923), Gaetano Mosca (1857-1941) ve Robert Michels (1876-1936) klasik elitizmin belli başlı teorisyenleridir.
Modern elitizm, klasik elitizm gibi empirik temelli olmakla birlikte, elit oluşumunu/yönetimini toplumun kaçınılmaz yapısından ziyade belirli ekonomik ve siyasal yapılara bağlamaktadır. "Plüralist", "rekabetçi" veya "demokratik" sıfatlarıyla da anılan modern elitizm modern elitlerin insicamlı ve birleşik bir bütün olmaktan ziyade çeşitli hatlar boyunca parçalanmış olduğunu ve parçalar arasındaki rekabetin elitlere dahil olmayan kişi ve grupların da demokratik politikada etkili olmalarına fırsat sağlayabileceğini savunur.


Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha (tabula rasa) gibidir.
 Deneycilik akılcılığın karşıtıdır. Akılcılığa karşıt olarak deneycilik, duyum ve deneyimle temellenen bilgileri bilgi olarak kabul etmektedir yalnızca. İnsan bilgisinin tek kaynağı deneyim ya da duyumdur buna göre. Bilginin kaynağında aklı gören rasyonalizm geleneğine karşıt olarak deneycilik her tür bilginin sonradan deneyimle, duyumlarla elde edildiğini ileri süren bir felsefi temele sahiptir.

enaniyet: Ar. en¥iyyet a. (ena:niyet) esk. Bencillik.( a. Bencil olma durumu, hodbinlik, hodkâmlık, egoistlik, egoizm, enaniyet, bencillik 
İng. egoism 1. (Genel anlamı): Ben düşkünlüğü; kendine düşkünlük, başkalarını göz önüne almadan yalnız kendini, kendi çıkarını düşünme.
2. İnsanın bütün eylemlerinin "ben sevgisi"yle belirlenmiş olduğunu, buna göre ahlaklılığın da yalnızca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğunu, bütün eylemlerin kendini koruma içgüdüsünden ve "ben sevgisi"nden çıktığını öne süren öğreti (Hobbes).
3. Kendi ben'ini ve çıkarını yaşamın mutlak ilkesi yapan anlayış. Karşıtı bk. Özgecilik bencillik  
entelijansiya: Entelijansiya (Latince: Intelligentia, Rusça: интеллигенция), "aydınlar topluluğu" anlamına gelen terim. Genellikle kültürel ve siyasal etkinliğe sahip entelektüel topluluk anlamında kullanılır.
Rusça kökenli bir terim olan entelijansiya, sosyal bilimciler tarafından Rusya'da, özellikle 19. yüzyılda ayrı bir sınıf veya sosyal tabaka olarak aydınlar topluluğunu tanımlamakta kullanılmıştır
epilog: son söz, son deyiş, sonuç


Episteme, felsefe tarihindeki genel kullanımıyla, bilgi anlamına gelmektedir. Felsefenin alt disiplerinden biri olan epistemoloji'de episteme kavramından gelir. Episteme ve logos terimlerinin birleşiminden ortaya çıkar epistemoloji

Platon'da episteme
Episteme bilgi anlamına gelmekle birlikte, gündelik yaşamadaki bilgi anlamıyla tam olarak örtüşmez buradaki bilgi anlamı. Özellikle Platon'dan gelen anlamı doğru bilgi anlamındadır.

Foucault'da episteme
Michel Foucault'a gelene kadar episteme az çok genel anlamı olan bilgi tanımlamasına bağlı olarak ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Ancak Foucault ile birlikte kavram başka bir kuramsal statüye geçer. Foucault'nun önemli çalışmalarından bir bölümü bilimler ve düşünceler tarihi ve dolayısıyla da epistemolojinin tarihi üzerinedir. Ancak Foucault bu çalışmalarını yepyeni bir perspektif ve yöntemle ("soykütüğü" ve "arkeoloji") geliştirir ve özellikle 17. yüzyıldan itibaren düşünüşümüzün ya da ussallığımızın kuruluşunu değerlendirir.Ona göre bu kuruluş, tek tek düşünürlerin etkileriyle olmamış, bir dizge olarak ortaya çıkmıştır. Foucault'taki epistemenin ilk anlamı, burada kullanılan dizge anlamındadır.


Buna göre episteme, verili bir tarihsel dönemdeki tüm kültürel ve düşünsel farkları kendinde belirleyen temel düzen ya da ana kod olarak açıklanabilir. Belirli bir dönemin temel kodaları ve şifrelerinden meydana gelir episteme. Bir bütün yaşantıya yön ve düzen veren kültürel şifrelerdir bunlar. Anonim düşünceler, genel kanılar, gerekli inanışlar bu kodlarla belirlenir. Bu halleriyle sözkosu şifreler, insanın söylemsel koşullarının sınırlarını belirlemesi bakımından Kant'ın a priorilerine benzerler. Episteme ise daha cok Thomas Kuhn'da görülen paradigma kavramına benzer.Foucault, buradan hareketle, Bilginin arkeolojisi'ni yapar, yani bilimsel söylemi belirleyen ve yapılandıran kurallar bütününü deşifre etmeye yönelir.

esrime: Sarhoş olma işi. Dinsel, büyüsel ve gizemsel uğraşı alanlarındaki din adamlarının, büyücülerin, dervişlerin, özellikle samanların tanrılarla, doğaüstü güçlerle, kutsal nesnelerle özdeşleşmek; sayrıları sağaltmak, büyü yapmak, geleceği okumak vb. için gövdesel devinimlerden, kutsal sözlerden, oruçlardan, müzikten ya da uyuşturucu bitki ve ilâçlardan yararlanmak yoluyla içine düştükleri geçici ruhsal durum.

faşizm: Fr. fascisme a. 1. İtalya'da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen.
2. Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti.
İng. fascism Gerici, ırkçı ve saldırgan anamalcı öğelerin açık buyurganlığına dayalı düzen.

fena: Tasavvufta kişinin duygularından ve iradesinden sıyrılarak benliğini Tanrının varlığında yok etmesi. Çeşitli aşamalardan oluşur.
Kişinin aşama aşama benliğinden sıyrılması değişik terimlerle ifade edilir ve fena makamları olarak adlandırılır.

formel: Fr. formel sf. 1. Biçimsel. 2. Resmî.

fundamentalizm: Köktendincilik (radikal dincilik, dinî fundamentalizm), genellikle dinî esaslı asli kaidelere geri dönme talebiyle kendini belli eden ve bu kaidelere katı bir biçimde bağlı olan diğer görüşlere karşı toleranssız ve laiklik karşıtı dinî hareket veya bakış açısı. Köktendincilik, genellikle dinî tabiattaki bir dizi kurala sıkı sıkıya bağlı, çağdaş sosyal ve siyasi yaşam ile ilgili üzerinde uzlaşılmış prensiplere karşı tepkisi olan inancı belirtir. Köktendincilik terimi İncil'in sözcüğü sözcüğüne okunup savunulması, hayata uygulanması için başlatılan Protestan harekete denilmekteyken, zamanla genişleyerek bütün dinî hareketlerdeki ideolojik öze vurgu yapan bir karaktere bürünmüştür.
Dinin temel prensiplerine sıkı sıkıya bağlı, bu prensiplere dönmeyi savunan, Modernizm ve Sekülerizm karşıtı dinî akımları tanımlamak için kullanılır. Dinî metinleri genelde kelime anlamlarıyla anlarlar ve yeni yorumlara karşı çıkarlar.

gelenek: Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane


göğermek:1. Bitki büyüyerek yeşermek, yeşillenmek.
2. - Vurma ya da çarpma sonunda vücudun herhangi bir yeri morarmak, çürümek.
    - Vücudun herhangi bir yeri soğuk etkisiyle morarmak, kızarmak.



ham ervah: Yersiz, yakışıksız söz ve davranışları olan kimse, çiğ adam.

hegemonya : (Yunanca ἡγεμονία, hēgemonía), bir sistem içerisindeki bir elemanın diğerlerinden üstün, baskın olduğunu belirtir.
Marksist teoride daha teknik ve has olarak kullanılmıştır.
Antonio Gramsci'nin eserlerinde baskın sınıfın boyun eğenlerin izniyle gücü kazanması olarak bahsedilmiştir.
Zoraki bir yönetim olmayan hegemonya daha çok burjuvazi değerlerine göre işleyen kültürel ve ideolojik bir metot olarak anlaşılır.
Politik ve ekonomik boyutu vardır: müsaade; maaş, ücret artması ve politik veya sosyal reform ile idare edilebilir.

hermenötik: Hermeneutik (yorumsama), ilkin Hristiyan teolojisi alanındaki yorum tartışmalarından ortaya çıkan bir anlam ve metodoloji bilgisi. Daha sonra terim teolojik sahanın dışına çıkmış ve daha genel anlamda yorum araştırmalarıyla ilgili felsefi bir disiplin haline gelmiştir.
Antik Yunan Tanrısı Hermes, yer (insanlar) ile gök (tanrılar) arasında bağ kurucu ve yer yüzünde yukarının (tanrısal olanın) yorumcusu (hermesneuta) olarak kabul görmekte idi. “Hermenötik” denilen bu kelime kaynağını Hermes’in bu fonksiyonundan alır. Hermönetik (Hermeneutics) sözcüğü bir metnin içrek (ezoterik) anlamının bulunması, bir metnin asıl maksadının anlaşılması anlamlarında kullanılmaktadır ve yorum ilmi olarak kabul edilir.

hikemiyât  : hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler; yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hadiseler bildiren yazılar.

hurûfilik ya da Hurûf’îyye : (Arapça: حُرُوفِيَّة‎, hurûfiyye), Adını Arapça: حُرُوفْ‎, hurûf, Türkçe:“harfler” kelimesinden alan, kutsal metinlerde harf ve kelimelerin sayısı, sırası ve diziliminin belirli şifreler barındırdığı iddiasıyla bunlardan ve kelime, cümle veya cümlecikleri oluşturan harflerin ebced değerlerinden metnin düz anlamı ile ilgili olmayan, telmih, ima, işaret gibi ikincil anlamlar çıkartan ve bu anlamlar üzerinden yeni anlayış ve kavrayışlara yol açan yaklaşımlara verilen addır.
İslam öncesi tarihte Yahudi kabbalizmi bu yöntemi kullanmıştır. İslam tarihinde hurufilik mezhep olarak İran, Azerbaycan ve Türkiye'de 14. ve 15. yüzyıllarda etkin olan bir inanç akımı ve tarikattır.

hüdayinabit: Kendi kendine yetişen

hüzün: Ar. §uzn a. Gönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı

ideoloji: Fr. idéologie a. (l ince okunur) Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü.
İng. ideology 1. Terimin yaratıcısı Destutt de Tracy'ye göre ideoloji, "ideler bilimi" dir, ideleri (geniş anlamıyle bilinç olaylarını), idelerin niteliklerini, yasalarını, gösterdikleri anlamlarla bağlantılarını ve kökenlerini inceler.
2. (Küçültücü anlamda) Gerçekliği olmayan, soyut düşüncelere dayanan kuram.
3. Kendine özgü verilere dayanarak geliştiğini sanan, gerçekte ise toplumsal ve ekonomik olayların dile gelişi olan, ancak bunun bilincinde olmayan, hiç değilse bu toplumsal olayların kendisini belirlediğini hesaba katmayan kuramsal düşünce. Bu anlam özellikle Marksçılarda çok kullanılır; onların diliyle, bir çağın, bir toplumun düşünceler (ideler) dünyası, bilinç yapısı toplumsal-ekonomik ilişkilerin ürünüdür, idelerle ilgili üstyapısıdır.
İng. ideology Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü.

imtidad: Uzanmak. Uzayıp gitmek. Gerilip ve çekilip uzanmak.

imge : Şiiri konu edinen bütün çalışmalarda başvurulan temel kavramlardan biri
olan imge, dil aracılığıyla yeni bir dünya kurabilmenin önemli araçlarından
biridir:
imge is.
·         Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal,
hülya.
·         Genel görünüş, izlenim, imaj.
·         psikol. Duyu organlarının dıştan algılandığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, hayal, imaj.
·         4.psikol. Duyularla alınan bir uyaran söz konu olmaksızın bilinçte beliren
nesne ve olaylar, hayal, imaj. (Türkçe Sözlük, 2005: 962)

ironi :  (Eski Yunanca: eironeía), söylenenin tam tersinin kastedildiği ifadedir. Söylenen ya da yapılan eylem, ciddi görüntüsü altında, karşıt söylenceyi ya da eylemi, çelişki noktasına çekmeyi hedefler. Mizahdan farkı olarak, ironi daha eleştirel yaklaşır. İroni mimik, jest ve tonlama ile söylemek istenenin altını, dolaylı çizer.

Sokrates'in diyalog yöntemi iki aşamadan oluşur. Birincisi ironidir. Sokrates, muhatabının kesin doğru olduğunu düşündüğü bilgileriyle ilgili çeşitli sorular sorarak bu bilgilerin gerçekte tartışmaya açık olduğunu kanıtlar.İkinci aşama ise maiotiktir. Sokrates bu aşamada yine ustaca sorduğu sorularla muhatabının zihninde doğuştan var olduğunu düşündüğü gizli bilgileri ortaya çıkarır.

Türk Dil Kurumu ise 2005 basımı sözlükte madde başı olarak yer verdiği “İroni” kelimesine; Gülmece, söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme anlamlarını vermiştir.

istitrâd: Edb: Bir söz söylerken o fıkra içinde başka bir bahis nakletmek.


izlenim: Bir durum veya olayın duyular yolu ile insan üzerinde bıraktığı etki, intiba, imaj
Uyaranların, duyu organları ve ilişkili sinirler üzerindeki etkileri veya belirli bir durumun kişi üzerindeki çözümlenmemiş bütün etkisi, intiba.

Dolaysız olarak alınan bilinç içeriği; duyu organlarının bir uyarımı sonucu ortaya çıkan duyum.

jakobenizm: Fr. jacobinisme a. Tepeden inmecilik.Jakobenizm, ideolojisini genel kitle ideolojisinden daha yeğ gören ve dikte yolu ile bu ideolojiyi kabullendirmeyi amaçlayan politik akım. Kelime anlamı itibarıyla keskin devrimci anlamına gelir.
Bu akım, Fransız Devrimi sonrasında kurulan Jakoben Demokratik Klübü'nün fikirlerine dayanır. Fransız Devrimi' nin en radikal belirleyici unsurudur. Maximilien Robespierre liderliğindeki bu kişiler, karşı devrimlerin ancak devletin zor rolünü gerçekleştirmesiyle ortadan kaldırılabileceğini savunmaktadır. Amaçları bir dönemlik dikta yönetimi sonrası "Aydınlanma Çağı" felsefecilerinin öngördükleri doğal düzene ulaşmaktır. Bir tür toplum mühendisliği çabasıdır. Fransa'da eğitim alanında 20. yüzyıl ortalarına kadar etkisini sürdürmüş ve bu nedenle Fransa'da yaşayan azınlıklara yerel dillerini konuşma olanağı verilmemiştir.
Jakobenizm bir ideoloji değil yöntemdir. İdeolojisini topluma benimsetmek isteyen herkes Jakoben olarak kabul edilebilir. Fransız Jakobenler ideolojilerini benimsetmek için devrimi tercih ettiklerinden karşıtları tarafından dayatmacılıkla suçlanmışlardır. Fransız Jakobenlerin ideolojisi aristokrasi yerine cumhuriyettir. Aristokrasinin kurumlarına karşı sert davrandıkları için gericiler tarafından eleştirilmişlerdir. Aristokrasi, teokrasi ve feodaliteyi savunanların yöntemleri baskı, korkutma ve şiddete dayandığından onlar da Jakobenler tarafından karşı devrimcilikle suçlanmışlardır.

kadim: Başlangıcı olmayan, eski, ezelikadim

kaos: Fr. chaos a. (ka'os) 1. Evrenin düzene girmeden önceki biçimden yoksun, uyumsuz ve karışık durumu İng. Chaos (Yun. khaos = uçurum, dipsiz uçurum) Evrenin, düzene girmeden önceki biçimden yoksun, uyumsuz ve karışık durumu..
2. mec. Kargaşa


kavram: nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarımdır.
Kavramlar, soyuttur ve gerçek dünyada yoktur. Benzer olan fikirleri, insanları, olayları vs gruplandırmak için kullanılan bir sınıflamadır. Kavram yanılgıları ise daha çok kişisel deneyimler sonucu oluşmuş, bilimsel gerçeklere ve düşüncelere aykırı, anlamlı öğrenmeyi engelleyici bilgilerdir.
 Kavram klasik mantıkta oldukça önemlidir. Kavramlar dille ifade edilirse buna terim adı verilir. Başka bir deyişle kavramlar nesnelerin soyut tasavvurları iken, bu tasavvurların dildeki karşılıkları ise terim olarak adlandırılır.

Kavramlar işaretlerle ifade edilir. Bu işaretler sözlü veya sözsüz olabilirler. Bu işaretleri islam mantıkçıları "delalet" adıyla nitelemişler ve delaletleri tabii, akli ve vaazi delaletler olarak üç gruba ayırmışlardır. Her bir grup da sözlü veya sözsüz işaretler taşıyabilir ve böylece delaletler 6 gruba ayrılmış olur. İşte mantığı ilgilendiren sadece sözlü olan delaletlerdir.

kerte: a. 1. İşaret için yapılmış çentik veya iz, kerti.
2. mec. Derece, radde

kolonyalist: sömürgeci : Sömürgesi olan, sömürge elde etmek amacında olan kimse veya ülke, müstemlekeci

konsensüs: i. fikir birliği, ortak görüş, oybirliği; organların etkileşimi

konsept: Fr. concept a. 1. fel. Kavram. 2. Anlayış, görüş. 3. Tarz. 4. Düzen.

konvansiyonel: Anlaşma ile ilgili, uzlaşma ile ilgili. Geleneksel


kurgu: Bir bütün oluşturmak için parçaları takıp birleştirme işi, montaj.
Bir işe hazırlamak için yapılan telkin
Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce, kuramsal araştırma, spekülasyon.
Bir filmin değişik süre ve yerlerde çekilen bölümlerini, bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirme, montaj.

Her türlü yaratı.

kült sözü Türkçe'ye Fransızca culte'den gelir. Sözlerin temel kökü ise Latince cultus yani "tapınma"dır.
Kült, esasen "din" anlamında kullanılsa da, din ve sosyoloji bilimlerinde, çevrelerindeki kültür veya toplumun genel veya anaarterin dışı gördüğü inanç, uygulama veya ibadetlere kendini adamış bir birleşik insan topluluğuna verilen isimdir. Modern anlamda özellikle küçük ve yeni sayılabilecek dini hareketlere inanan insan toplulukları için kullanılmaktadır. Bu ayrı durumları yeni ve değişik inanç sisteminden olabileceği gibi garip uygulama ve adetlerinden veya genelin kabul ettiği kültürü benimsememelerinden olabilir.
Günlük kullanımda "kült" sözü genellikle olumsuz bir vurguya iyedir. Her ne kadar kült genellikle din manasında ele alınsa veya belirtildiği gibi dini bir grup olarak tanımlansa da, dini öğeler içermek zorunda değildir.

kültleştirici: kutsallaştırıcı

kültür farklı anlamları olan bir terimdir. İnsana ilişkin bir kavram olarak kültür, tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemidir. Bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları inançlar ve adetler sistemidir.
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ise, kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir: “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.”
Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır.
Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; birinci süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur. Doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün yaratılmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar.
İkinci aşamada ise insan alıcı konumdan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır.
Kültür birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır. Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir.
Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır.

küratör: Fr. curateur a. Müze, kütüphane, sergi, hayvanat bahçesi vb.ni yöneten ve etkinliklerini düzenleyen yetkili kimse.

latinize : Latince'ye çevirmek, latince sözcükler kullanmak

lirik şiir, duyguların coşkun bir dille anlatıldığı edebiyat eserlerinin genel adıdır.
Latince lyricus, Yunanca lyricos, Fransızca lyrique kelimelerinden türemiştir.
Sözlük anlamı ise; coşkun, ilhamla dolu demektir.
Eski Yunan'da kullanılan lirik sözcüğü bugünkü anlamında kullanılmıyordu. Bireysel duyguların içten geldiği gibi, coşkulu, etkili bir dille anlatılmasına da lirizm denir.
Sıfat olarak esin dolu, coşkun, içli bir dili bulunan anlamlarında kullanılan lirik sözü, bu niteliği taşıyan düzyazı ürünleri de niteler. Aynı genellik lirizm için de söz konusudur.
Eski Yunan edebiyatında ozanlar şiirlerini lir denen telli bir sazla söyledikleri için, bu türlü şiirlere lirik denmiştir.
Türk edebiyatında da âşık, ya da saz şairi adı verilen halk ozanları şiirlerini hâlâ sazla söylemektedirler.
Lirik şiirde toplumsal mutluluk ya da felâketlerden duyulan sevinç ya da acı gibi ortak duygular; ya da aşk, ayrılık, özlem, ölüm acısı, vb. gibi bireysel duygular anlatılır.
Lirik şiir dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür.
Türk edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir. Batı edebiyatında Rönesans devri ozanlarının (Petrarca, Ronsard, vb.); daha sonra da, ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik ozanların (Lamartine, Hugo, Musset, vb.) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirleri bu türün başarılı örnekleridir.
Lirik şiir, Türk edebiyatında da en çok kullanılan şiir türlerinden biri olmuş; Divan edebiyatında (Fuzuli, Nedim, vb.), Halk tasavvuf edebiyatında (Yunus Emre, vb.), din-dışı Halk edebiyatında (Karacaoğlan, vb.) ve yeni edebiyatta (Yahya Kemal, vb.) bu alanda büyük ozanlar yetişmiştir. Bu türe örnek olarak; Fuzûli'nin "Su" kasidesi, Yahya Kemal Beyatlı'nın "Hayal Şehir" ve Mehmet Âkif Ersoy'un "Bülbül" isimli şiirleri verilebilir.

lombrozoik:  Doğuştan suçlu, maçoluk..vb. anlamlarda kullanılır, Lombrosso2yu nun tezine atıfı hatırlatır. (Cesare Lombrosso (1836 – 1909), İtalyan kriminolog.Bazı insanların doğuştan suça eğilimli olduğunu, bu kişilerin bir takım ruhsal anormallikler sergilediğini ve suçlu insanların, kafa yapılarından hemen tanınabileceğini iddia etmiştir. Ona göre, doğuştan suçlu kişiler ile ilkel ataları arasında kalıtımsal bir bağ vardır. Bir şekilde ilkel atalarına çekmişlerdir.)

lumpen: İçinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan anlamına gelen kelimedir.
Toplum kültürüne ters düşen itici insanlar için kullanılır. Bilinçsizce aykırı olmaya çalışmaktır. Marx tarafından; işsiz, güçsüz ve sınıf bilinci olmayan insanlar.

madun: madun    Ar. m¥ + d°n a. (ma:du:n) esk. 1. Alt. 2. Ast

mahfil: 1. Toplantı yeri, 2. Toplanmış kimseler, 3. Camilerde parmaklıkla ayrılmış yüksek yer.

ma'kes: Akis yeri. Akseden yer. (Ayna güneşin ma'kesi olduğu gibi.) (Osmanlıca'da yazılışı: ma'kes) ,Yap(mak)

makes bulmak: Yansımak, yansıyacak yer bulmak.

maluliyet: Sakatlık.Hastalıklı olma, illetlilik. (Osmanlıca'da yazılışı: ma'luliyet)

mazmun kelimesinin sözlük anlamı : “Ödenmesi gereken borç; muhteva; mana, kavram; nükteli veya cinaslı söz; klişe söz; dolaylı anlatım” olarak yer alır.

mecaz (ya da metafor) : İlgi veya benzetme sonucu gerçek anlamının dışında kullanılan kavram.
Ad değişimi olarak da bilinir. Mecâz sanatı, anlatımı daha etkili kılmak ve söze canlılık kazandırmak amacıyla yapılır. Söze güzellik, güçlülük, canlılık, zarafet, derinlik veya genişlik verir.
"Mecaz" sözcüğü Türkçeye en geç 1300'lü yıllarda, Arapça "macāz" sözcüğünden geçmiştir. Bu sözcük Arapçadaki cwz (geçit, köprü) kökünden gelir.
Türkçeye Fransızcadan geçen, Antik Yunancada "taşıma, transfer etme" anlamlarına gelen "metafor" sözcüğü, Aristoteles'te"mecaz" anlamında kullanılmış, Antik Çağ'ın sonlarına doğru ise anlam daralmasına uğrayarak Türkçedeki "istiare, eğretileme" kavramları karşılığında kullanılmaya başlanmıştır.

medeniyet:  Uygarlık (uygarlık. Uygar olma durumu, medeniyet, medenilik.Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, medeniyet )

medlûl: Ar. medl°l a. (medlu:lü, l ince okunur) esk. Anlam.

melankolik: Fr. mélancolique sf. (l ince okunur) 1. Kara sevdaya tutulmuş, kara sevdalı
2. mec. Hüzün veren, hüzün belirtisi olan

metafor: Eğreltileme anlamına gelmektedir. Genellikle benzetme olarak bilinir fakat benzetmeyle arasında fark vardır. Bir sorunu başka bir şekilde ifade etmek için kullanılır. Bir şeyi başka şey ile benzetmeye, kıyaslamaya, anlatmaya yarayan mecazlardır.
Eğretileme terimi Türkiye Türkçesinde, istiare terimi İslam kültür dünyası çerçevesinde, metafor terimi ise evrensel ölçekte kullanılmakta.Metafor kavramının kaç çeşit algılanma biçimi var acaba? Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1.         Metafor, mecaz (değişmece) demektir.
2.         Benzetmeyi içeren her aktarma metafordur.
3.         Metafor, benzetme yönünün eksiltilenmesiyle oluşmaya başlar.
4.         Benzetmenin ilgeçsiz kuruluşu metaforu oluşturmaya başlar.
5.          Metaforu elde etmenin yolu, benzetmenin iki temel öğesinden birisinin sözden düşürülmesi, diğerinin söze esas alınması sonucu aktarma yapmaktan geçer.
6.         Metafor, eğretilemeden daha başka, hatta daha geniş, daha kapsamlı bir kavramdır.

metonimi : (bkz: Mecaz-ı mürsel) Bir parça veya unsurun, bütünü temsil etmek için kullanıldığı bir ile­tişim biçimi. En basit şekliyle, krala atıfta bulunurken taçtan bahsede­riz. Bununla beraber biz aynı zamanda metonimi yoluyla pekçok karma­şık metini de anlarız. Mesela bir gazete fotoğrafında tek bir yoksul köy­lü çiftçi, bütün köylüleri veya belli bir topluluğun, ulus ya da kıtanın bütün mensuplarını temsil edebilir. Bu bakımdan metonimi, Roland Barthes ta­rafından tanımlandığı gibi, mitolojide rol oynayabilir.
Bütünü temsil eden parçadan yola çıkarak yorumlayıcı bir hamle yaptığımızda, farkın­da olmadan, siyasal ve olgusal belli bir açıdan sorgulanabilir, fakat yine de doğru kabul edilen (ve dolayısıyla doğal) varsayımlar kullanmış olu­ruz. Böylece tek bir köylü çiftçi, mesela bütün Afrikalıların, elverişsiz bir iklimin yoksullaşmış kurbanları okluğu şeklinde, dile getirilmeyen bir inancı teyit edebilir.

metinlerarasılık: Bir metnin kendinden önce yazılmış başka metin/metinlerle yapmış olduğu alışveriştir. Yani bir A metninin, B metni içinde yer alan herhangi bir mevzuyu, durumu, olayı, olguyu vb. şeyleri kendi metni içinde çeşitli ilişkiler, yöntemler ve imgelerle yer vermesidir. Kısacası iki metin arasındaki bir tür konuşma veya alışveriştir.
Metinlerarası başka metinlere ait unsurları taklit etmek ya da onları olduğu gibi yeni bir metne sokmak işlemi değil bir “yer(ya da bağlam) değiştirme”(transposition) işlemidir’.
Yöntemleri arasında alıntı, gizli, alıntı, anıştırma, yansılama, öykünme, anlatı içinde anlatı, vb. biçimleri taşıyan kavram Kristeva’ya göre aynı zamanda birden çok gösterge dizgesinin yeni bir anlamla donatılarak yeni bir gösterge dizgesi oluşturmasıdır.Kristeva’ya göre, herhangi bir metin, öncelikle, bir “alıntılar mozaiğidir”. Bir metin, öteki metinlerin, özümsenerek tek bir metin içerisinde birleştirilmesinden başka bir şey değildir.

modern: Çağdaş. Çağa uygun, asri.

modernizm : Bilimsel, siyasal, kültürel gelişmelerle ve sanayi devrimiyle birlikte hareketlenen büyük toplumsal değişime eşlik eden zihniyetin tamamı için kullanılabilen bir terimdir.

movement: Hareket, kımıldanma, Aklı, meyil, istidat, Ask Hareket, akım, manevra, işleme, bağırsakların çalışması

mülemma sıfat (mülemma:) eskimiş Arapça mulemma 
1. sıfat Alaca renkli, renk renk
2. isim, edebiyat Dizelerinden her biri başka dille yazılmış şiir
3. Bulaşmış, sıvanmış
musahhih: Ar.  esk. Düzeltici

müstehzi: Ar. mustehz³sf. (müstehzi:) 1. Alaycı, 2. zf. Alaycı bir biçimde

müstekreh: iğrenç: İnsanda iğrenme duygusu uyandıran, tiksindiren

mütekabiliyet, karşılıklı olma durumu anlamına gelen bir kelime ve diplomatik bir terim. Devletler arası ilişkilerde maruz kalınan davranışa aynı şekilde karşılık verme prensibini tanımlar.

mütekebbir: Kibirli, kendini beğenmiş. Kendini büyük gören, büyüklenen, gururlu


narrative : Hikaye, öykü, hikaye anlatma, rivayet
Hikaye, fıkra
Hikaye söyleme sanatı

Hikaye kabilinden.

narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Farklı tanımları ve kullanımları mevcuttur

narsisist : dilimize narsist şeklinde yerleşmiş olan sözcüktür.yunan mitolojisi'ndeki narkissos'a dayanır ki aynı lâvuğun adı nergis adlı çiçekte yaşamaktadır.
narsist narsçı anlamına gelmektedir. oysa narsisist, narcissosçu anlamına gelmektedir. yunanca'da son hecedeki os okunmaz. c'yse k okunur. ancak batı dillerine s olarak geçmiştir. oradan da türkçe'ye geldiği için durum böyledir.
Hasta kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşımaktadır. Başarılarını ve özelliklerini anlatır, üstünlük duygusu, grandiyözite, empati kuramama, kendini diğer insanlardan daha üstün ve özel görme, başarı, zeka, akıl, üstünlük gibi konulara kafa yorma, kendini çok sevme, kendine göre, kendi için ve kendi yararına düşünen, kıskanç, kendi çıkarları için başkalarını kullanan, aşırı bencil ve benmerkezci, özel ve eşi benzeri bulunmaz birisi olduğunu savunan, beğenilmek için her şeyi sergileyen, üstün kişi ve kurumlarla ilişkiler kurmayı hak ettiğini savunan kişilerdir. sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallık hayatlarında pek yer kaplamaz. bu bozukluğun yapısı kronik olup tedavisi son derece zordur. psikiyatristin telkinlerine yatkın değillerdir. çünkü bir başkasının doğrusunu kabul etmeyi güçsüzlük sayarlar. tedavisi oldukça güçtür. bu kişiler aslında yapılarından pek de mutsuz değillerdir. ancak çevresindekiler için son derece zor bir yapıları vardır.

nosyon: kavram: Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, mefhum, fehva, nosyon, Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım, mefhum, nosyon.

objektif: Fr. objectif sf. fel. 1. Nesnel, subjektif karşıtı
2. a. fiz. Fotoğraf makinesi, mikroskop, dürbün vb. optik aletlerle cisimlerden gelen ışınları alıp ekran üzerine yansıtan mercek veya mercek sistemi, Objektif: Tarafsız (bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan)
Objectif (Nesnel) : Kisisel görüşün, yorumun yer aldığı, herkesçe kabul edilmeyen ve kanıtlanamayan yargı.Nesnel Nedir : Nesneyle ilgili, nesneye değğin, nesneyle belirlenen bilinçle ilişkili olan anlamındaki öznel terimine karşılık olarak dış gerçekle ilişkili olanı dile getirir.
Nesnel = Objektif = Kesin = Bilimsel = Değişken olmayan = Kanıtlanabilir = Herkese göre aynı

ontolojik: Fr. ontologique sf. (l ince okunur) Varlık bilimi ile ilgili, varlık bilimine ait.

oryantalizm: Doğu bilimi. (en) Orientalism. (doğu bilimi: Avrupa'ya göre doğuda yer alan ulusların dillerini, tarihlerini, kültür ve törelerini inceleyen bilim, Şarkiyat, oryantalizm.)

parodi isim, tiyatro Fransızca parodie : isim, tiyatro Ciddi sayılan bir eserin bir bölümü veya bütününü alaya alarak, biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçimle öz arasındaki bu ayrılıktan gülünç etki yaratan bir oyun türü

paradoks: Görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili görünen sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Paradoks teriminin karşılığı olarak Türkçe'de yanıltmaç, çatışkı ve çelişki sözcükleri kullanılmaktadır.

paranoid: Kişilik Bozukluğu . Bu hastalığın temelinde başkalarına karşı duyulan güvensizlik ve kuşkuculuk yatar. Kişi kuşkularını, tartışarak, şikayet ederek yada agresiflik ile ifade eder. Paranoid kişiler görüntüde soğuk, objektif ve mantıklı gibi görünebilirler ama genelde saldırgan, inatçı ve sarkastik davranırlar. Başkaları hakkında negatif yargılar geliştirebilir ve kendileri gibi paranoid inançların paylaşıldığı tarikatlara yada gruplara üye olabilirler.


Paranoya: Aşırı endişe veya korkuyla karakterize edilen, sıkça mantıksız kuruntularla bilinen bir rahatsızlıktır. Kelime Yunanca'da, "παράνοια" (paranous) "düpedüz delilik" anlamına gelir (para = dışarda; nous = akıl, aklını kaçırma) ve terim geçmişte kuruntu, delirme durumlarını ifade etmek için kullanılmıştır.
Paranoya çoğu zaman şizofreni gibi psikotik hastalıklarla iç içedir. Bununla birlikte seyrek olarak, paranoyak kişilik bozukluğu gibi, psikotik olmayan, diğer durumlarda da gözlenebilir.
Paranoya, bireyin herhangi bir olay karşısında olayın oluşumundan farklı olarak gelişebileceğini kendi içerisinde canlandırma yolu ile öne sürdüğü ve sınırsız sayıda çeşitlendirebileceği hayal ürünlerinin tümüdür.
Halk arasında, paranoya deyimi, genellikle bir şahsın, çevresindekiler hakkında aşırı şüpheciliğini tanımlamak için kullanılır. Böyle bir kişiye yapılan tavsiyeler, iyi niyetli bile olsa, o kişi tarafından kötü niyetle yapılmış olarak algılanır. Başkalarının kendisi hakkında komplo yaptığı kuruntusuna kapılabilir, kendilerine veya mülklerine karşı bir tehdit olduğu endişesi içine düşer. Bu düşünceler, o şahısa büyük rahatsızlık verir. Çevresindekiler de, bu durumdan rahatsız olur. paranoya deyim yerindeyse kişiye hiç ummadığı anda devamlı süregen rahatsızlık vererek kuruntularının gerçekleşecegi düşüncesiyle her daim sıkıntı yaşatır.

Pastiş: Bir araya getirilme.
Postmodernizm ile dile yerleşmiş bir kavramdır. Genel olarak kültürel biçemlerde oluşturulur. Bu da farklılığın, çeşitliliğin ve belirsizliğin ve de kimliklerin bir araya getirilme işlemidir. Kendi gibi düzensizliğe sahiptir. Düzensizlik ve kolaj ile beslenir.

patriyarkal: Ataerkil.( Ata erki temeline dayanan, pederşahi )

platform: Fr. plate-forme  a. (l ince okunur) 1. Yüksekçe yer
2. jeol. Büyük çaplı tabakaların çarpılması ve bunun sonucunda oluşan hafif eğimlerle nitelenen jeolojik yapı tipi.
3. mec. Bir siyaset programında, dayanılan düşünce veya düşüncelerin tümü.

poetik: sf. 1. Şiire özgü. 2. Şiir niteliğinde olan.

polemik: Fr. polémique a. 1. Söz dalaşı, 2. ed. Kalem kavgası, Polemik, belirli bir inanç ile ilgili gerçeğin ortaya çıkartılması veya tam aksine inanç kurmaya, oluşturmaya yönelik tartışılan argümandır.
Polemik genellikle siyasi, bilimsel, edebi konularda sert tartışma, zıtlaşma ve münazaa şeklinde gerçekleşir. Bu tür yargılama sanatı veya uygulamalara da polemik denilir. Sıkça polemik yazı yazan yazarlar ve konuşanlara ise polemist veya polemikçiler denilmektedir. Polemik Türk Dil Kurumu tarafından isim olarak söz dalaşı, edebiyatta ise kalem kavgası olarak açıklanmıştır.
Polemik kelimesi, sözcük kökü Yunanca πόλεμος (polemos), "savaş" kelimesinden gelen  πολεμικός (polemikos) savaşçı, saldırgan kelimesinden gelmektedir.

postmodern: Postmodernizm yanlısı.( postmodernizm : XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başlarındaki modernist arayışın canlılığını kaybetmesinden sonra ortaya çıkan çeşitli üslup ve yönelişlerin adı.) Postmodern metin türü yüksek sanat ya da popüler ayrımı yapmadan, daha önceden var olan bütün metinleri malzeme olarak kullanır onları bağlamından koparır ve yeni bir anlatının unsuru olarak kullanır. “Çatışkılı(paradoksal) olarak, hem popüler hem de seçkin yazın ve kültür geleneklerini kullanan postmodern metinler genellikle öykü anlatımı / işaret edimi ve anlatılmış /işaret edilmiş metinlerin hatırlanmasıyla ilintilidir.

postmodernizm kelimesi “post” ön eki, “modern” kelimesi ve “-izm” son ekinden oluşur. Değişik makalelerde modern sonrası olarak tanımlanan bu kavram, terimsel anlamını ön ekindeki “post”dan almıştır. Yani, “post ‘-den sonra’ değil, ‘-den kaynaklanan’, ‘-den devam eden ama ondan ayrılan’ (Menteşe, 1995, 274) anlamındadır. O halde postmodernizm, modernizmden beslenmiş ama ondan ayrılmış bir anlayıştır diyebiliriz.

pragmatizm : Felsefede uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmatizm, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünmektir. Kelimenin dayandığı felsefi terim prágma, Eski Yunanca olup iş, eylem demektir. Pragmatik ise kelime anlamı olarak işe yönelik anlamına gelir. "Faydacılık" bu terime karşılık kullanılar sözcüktür.

praksis: Praksis, kelime anlamıyla uygulama, aksiyon, pratiğin önemi gibi anlamlara gelmekte olan felsefi ifade. Amaç, sonuca ulaşmaya yöneliktir ve bu bedensel ve ruhsal çabanın ürünüdür. Marksist felsefeye içkin bir içerik ile daha çok formüle edilmiş olan praksis, bilimsel, politik ve sanatsal görünümler ile ortaya çıkabilir.

psikanaliz :Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir.
Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Analistin amacı hastanın transferansın sorgulanmamış ya da bilinçdışı engellerinden, yani artık işe yaramayan ve özgürlüğü kısıtlayan eski ilişki kalıplarından, serbest kalmasına yardım etmektir.

proje: Fr. projet a. 1. Değişik alanlarda önceden plan ve programa alınmış, maliyeti hesaplanmış, kurum ve kuruluşların yönetim organları tarafından onaylanmış, kısa ve uzun vadeye bağlanarak özel kurum veya devlet adına gerçekleştirilmesi kabul edilmiş bilimsel çalışma tasarısı.
2. Gerçekleştirilmesi istenen tasarı,
3. mim. Mal sahibinin isteğine göre yapılacak bir yapıyı, belli bir programa göre inşa edilecek bir yapı bütününü, bir makine veya bir kuruluşu plan durumunda gösteren çizim.proje  bk. Tasarı,
İng. project 1. Yapılacak tesislerin yerini, niteliklerini, mali yönünü, mimari çizim ve inşaat hesaplarını, keşif ve metraj cetvellerini, üretim planını, kamu kurum ve kuruluşlarından alınmış belgelerle kurulacak işletmeye ait her türlü belge ve bilgilerin bütünü.
2. Değişik alanlarda önceden plan ve programa alınmış, maliyeti hesaplanmış, kurum ve kuruluşların yönetim organları tarafından onaylanmış, kısa ve uzun vadeye bağlanarak özel kurum veya devlet adına gerçekleştirilmesi kabul edilmiş bilimsel çalışma tasarısı.


rasyonel: 1- Akla ve düşünce yasalarına uygun olan;
2- Akıl içeren, aklın varlığı ya da faaliyetiyle belirlenen şey;
3- Akıl­lı, akılcı bir biçimde gerçekleşmeye veya fonksiyon göstermeye, rasyonel bir araştır­maya katılmaya yetili olma durumu;

4- Anla­şılmaya uygun, elverişli bir yapıda olma hali

rasyonalite: Akılcılık olarak da bilinen kavram, iktisatta, bir davranışın veri kabul edilen bir amaca ulaşma açısından tutarlı olup olmadığıyla ilgilidir; yani iktisatta, bireyin amacının kar-fayda maksimizasyonu olduğu düşünülürse, bu amaca ulaşmak için tutarlı bir biçimde hareket edeceklerini öne süren özselci bir rasyonalite anlayışı, bir nevi homo economicus'un ön plana çıkarılışı. (bkz: özsel rasyonalite)

referans: Fr. référence a. 1. Tavsiye mektubu. 2. Kaynak. 3. Tavsiye.

ressentiment: Fransızca da kızgınlık, hınç demektir. Nietzsche nin köle ahlakının sebebi olarak gösterdiği durum. Zayıf ve fakirlerin yönetenlere karşı duyduğu içsel hınç, arzu nesnesine ulaşamayan öznenin, bunu temsil eden şeye karşı hissettiği kötü duygu.

retorik: Etkileyici ve ikna edici konuşma sanatı. 
Sözcük güncel kullanımda "etkileyici ve ikna edici olmakla beraber içtenlikten veya anlamlı içerikten yoksun lisan" anlamında da kullanılır. 
Kavram Yunanca rhētorikos (ῥητορικός) "hitabet" kavramından türemiştir

sahih : Gerçek, doğru, sağın, hakiki (sağın: Doğruluk kuralına uygun olan.Sözün anlatılmak istenene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi niteliği, sahih. )

(birini) sarakaya almakalay etmek, alaya almak

sembolizm ya da simgecilik: En genel anlamıyla farklı anlamlara gelen ya da farklı öğeleri simgeleyen çeşitli sembollerin kullanımıdır. Sembolizme sanatta, özellikle resim, müzik ve edebiyat alanlarında rastlanır.


Simulakrum :(çoğulu Simulakra) doğadaki cansız maddelerin kendiliğinden, bir anda veya zamanla bir canlıya benzer biçim almasına ve bu tür oluşumlara verilen addır. Felsefede ise Jean Baudrillard görüşüne göre orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan bir şeyin kopyasını anlatan bir terimdir.

Felsefede simulakrum
Simülasyon evreninin ortaya çıkışı II. Dünya Savaşının sonuçlarıyla bağlantılıdır. Baudrillard'a gore II. Dünya Savaşı sonrası sağ, solun işlevlerini yerine getirmeye başlamış; yâni, sosyal devlet ilkesi ortaya çıkmıştır. Ayrıca sanayi ve tarım sektörlerinin belirleyiciliği iletişim ve hizmetler sektörlerinin belirleyiciliğinin ardına düşmüştür. Bu veriler batıda bir çeşit durağanlığa sebep olmuş ve batı kendi ekseni etrafinda dönmeye başlamıştır. Bu kendi etrafında dönüş süreci kavramların içlerinin boşaltılması sonucunu doğurmuştur. Artık her kavram televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünememektedir ve iletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp bağımsız bir kendilik haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir; herseyin farkındadır, fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir. Baudrillard'ın örneğine bakacak olursak: Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. İşte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.

Rekreasyonda simulakrum

Simulakra fenomenine Türkiye'den gösterilebilecek örneklerden biri, Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşının Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir'e nakledildiği yıl olan 1953'te, Yozgat'ta, gökyüzünde, bulutlarda Atatürk'ün bir görüntüsünün oluşmasıdır. Bu görüntünün fotoğrafı halen Anıtkabir Müzesi'nde bulunmaktadır. Simulakra fenomenine erozyona uğramış kayalarda sıkça rastlanır. Balıkesir'in Burhaniye ilçesindeki Atatürk'ü izleme mevki bu oluşuma örnektir: kayalarda Atatürk'ün ellili yaşlardaki profilinin görüntüsü seçilebilir.


simülasyon: Benzetim, simülasyon veya öğrence, teknik olmayan anlamda bir şeyin benzeri veya sahtesi anlamında kullanılır. Teknik anlamda gerçek bir dünya süreci veya sisteminin işletilmesinin zaman üzerinden taklit edilmesidir. Sistem nesneleri arasında tanımlanmış ilişkileri içeren sistem veya süreçlerin bir modelidir.

"Simülasyon" terimi, "benzer" anlamındaki similis kökünden gelen, bir şeyin benzerini (taklidini) yapmak demek olan ve 14. yüzyıldan beri Latince'de kullanılan simulare sözcüğünden türetilmiştir. Bu terim ancak 20. yüzyılda teknik bir anlam kazanmıştır. Günümüzde, Batı dillerinde teknik olan ve olmayan anlamları ile kullanılmakta ve yerine göre hangi anlama geldiği anlaşılmaktadır.

Bir araç olarak kullanılan benzetim, günümüzde mevcut olan ve ileride mevcut olabilecek işlemler hakkında objektif bilgiler sağlar. Taklit edilen gerçek bir olay, genelde bilgisayar yardımıyla modellenmektedir. Örneğin bir uçuş simülatörü, uçuşun bazı kurallarının bilgisayar üzerinde öğretilmesi amacıyla kullanılan bir benzetim modelidir. Pilotun kokpitte göreceği ekranın bir benzerini bilgisayar ekranında görmesi ve uçuşu kontrol etme işlemlerini gerçekten uçaktaymış gibi yapması bir benzetim olayıdır. Ayrıca sinyalizasyon sisteminde, trafik ışıklarının planlanmasında, hizmet ve üretim sektöründe kuyrukların ve birikimlerin planlamasında kullanılan bir matematik modelleme yöntemi olarak yerini almıştır.


Bu tür simülasyon modellerini oluşturabilmek ve analiz yapabilmek amacıyla geliştirilmiş özel yazılımlar mevcuttur. Özellikle Kesikli olay simülasyonu konusunda geliştirilmiş olan özel yazılımlar endüstriyel olarak geniş bir kullanım alanına sahiptir.

snob: Seçkin görünmek için kimi çevrelerdeki düşünceleri benimseyen, hayranlık duyan ve onlar gibi davranmaya özenen kimse

strüktüralizm: Yapısalcılık Batı dünyasında Structuralism olarak bilinir. 19. yüzyılın ikinci yarısında dil, kültür, matematik felsefesi ve toplumun analizinde en fazla kullanılan yaklaşım olmuştur.
Yapısalcılığın çok belirgin bir okulu olmamasına rağmen Ferdinand de Saussure'ün çalışmaları genellikle bir başlangıç noktası olarak kabul edilir. Yapısalcılığı birçok çeşitlemesi olan genel bir yaklaşım olarak görmek en doğrusudur. Yapısalcılık temelde büyük yapılar, sistemler ve oluşumlarla ilgilidir. Yapısalcı hareket çerçevesinde insan davranışları ve olgular bu büyük sistem ve yapılar aracığıyla (örneğin: psikanaliz, marksizm, darvinizm) incelenmeye ve açıklanmaya çalışılmıştır.
Yapısalcılığın en etkili olduğu alanlar dilbilim, göstergebilim ve antropoloji olmuştur. Yapısalcılık bir kültürde anlamı ortaya çıkaran alt birimler arasındaki ilişkileri inceler. Yapısalcılığın ikinci bir kullanımı matematik felsefesinde ortaya çıkmıştır. Yapısalcılık teorisine göre bir kültürdeki mana (anlam) önem sistemleri olarak çalışan çeşitli pratikler, olgular ve aktivitelerle tekrar ve tekrar üretilir.
Bir yapısalcı, bir kültürde üretilen ve tekrar üretilen anlamın derin yapılarını keşfedebilmek için yemek hazırlanması ve sunulması ritüelleri, dini ayinler, oyunlar, edebi ve edebi olmayan yazılar ve diğer eğlence formları gibi çok geniş bir aktivite çeşidini çalışır. Örneğin, yapısalcılığın öncülerinden kültür antropoloğu ve etnograf Claude Levi-Strauss kültür olgusunu mitoloji, akrabalık ve yemek hazırlamasını içine alacak şekilde analiz etmiştir.

şedid: Şiddetli, sert; tesirli.

şikemperver: Far. şikemperver sf. esk. Boğazına düşkün.

takriz: Ar. (takri:zi) ed. esk. Övme, övüş, bir eserin başına konulan yetkili bir kimsenin yazdığı, övücü tanıtma yazısı, beğence.

tasaddi: Bir işe başlamak.

tasallut: Ar. tasalluµ a. esk. 1. Musallat olma, saldırma. 2. Sarkıntılık.

tedib: Edeblendirme. Terbiye verme. (Osmanlıca'da yazılışı: te'dib)

tefelsüf : Feylesoflaşmak

tekemmül:  Olgunlaşma, yetkinleşme


telezzüzTat ve zevk almak. Zevklenmek.


temellük: Kendine mal etme.

temerküz: Bir yerde toplanma

temsilBirinin veya bir topluluğun adına davranma. Belirgin özellikleri ile yansıtma, sembolü olma, simgeleme.Sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, oyun, Söz gelişi.Özümleme.


terkipBirleşim, birleştirme, bir araya getirme.Tamlama.


tevafuk: Ar. tev¥fu® a. (teva:fuk) esk. Birbirine uyma, uygun gelme.

tevarüs etmek: (Mal vb. için) kalıt olarak birinden diğerine kalmak.

totaliterizm: Totalitarizm; tüm yetkilerin merkezîleştirildiği, devlete mutlak itaat beklenen, diktatörlükvari yönetim. Sözcük sıfat hâlinde totaliter olarak kullanılır.
Totalitarizmde bireysel özgürlüklere izin verilmez ve bireyin yaşamının tüm alanları devlet kontrolüne bırakılır.

Türkoloji: (Osm. Türkiyat) veya Türklükbilimi, Türk halkları ve özellikle Türk dil ve lehçeleriyle ilgilenen bilim dalı. Türk dilini, edebiyat, tarih, din ve Türk toplumlarının manevi, maddi kültürünü sistematik şekilde toplar ve araştırır.
Geçmiş ve günümüz Türkçesi ve Türk toplumları ana konusunu oluşturur. Bu bilimde uzmanlaşan kişilere Türkolog denir

türrehat: (Türrehe. C.) Saçma sapan sözler.

temellük: Kendine mal etme. Mülk edinmek. Kendine mal edinmek. Sahib olmak

umran: Köken: Ar. 1. Bayındırlık, memurluk. 2. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.

uzam :  Ölçülebilen uzay. Uzaya göre uzam, zamana göre süre gibidir. Descartes’e göre uzam, sadece yer üstündeki yayılmayı değil, uzay gibi uzunluğu, derinliği ve genişliği de kapsar. Ona göre yer kaplama, özdeğin niteliği, eş deyişle kendiliğidir, bunun karşısında ruhun niteliği ve kendiliği de düşüncedir. Özdek yer kaplar, ruh yer kaplamaz. İdealist yer kaplama ve uzam anlayışı, uzayın özdek-devim-zaman birlikteliğinden soyutlanmasıdır.

üstkurmaca (İngilizce: Metafiction), klasik anlamdaki (postmodernite öncesi) tüm kurmaca türlerine atıfta bulunan bir kurmaca türüdür.
Gerçek ile kurmaca arasındaki ilişkiyi sorgulamak/sorunsallaştırmak için bilinçli ve sistemli olarak dikkati, anlatının bir kurmaca olduğuna çeken kurmaca türüdür.
Genellikle ironi ve yazarın anlatıya müdahalelerini içerir (yazarın da karakter olması). Bu anlamda, günümüz tiyatrosuyla karşılaştırılabilir; günümüz tiyatrosu, seyircinin bir oyun seyrettiğini unutmasına izin vermez. Üstkurmacada okurlara,bir kurmaca ürünü okuduklarını unutmalarına izin vermez.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder