22 Ağustos 2017 Salı

Asıl körlük, aklın nazarı kaybetmesidir / Prof.Dr.Mehmet_Görmez


mehmet görmez ile ilgili görsel sonucu
Prof. Dr. Mehmet Görmez
T.C. 17. Diyanetişleri Başkanı
*****

Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Kadın Aile ve Gençlik Merkezinin (KAGEM) ev sahipliğinde bu yıl dördüncüsü düzenlenen Kocatepe Gençlik Fuarı’nın açılışında konuşan 
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, konuşmasında şu mesajlara yer verdi:

Sevgili Gençler,
Her biriniz Allah'ın katında birer kahramansınız. Hız ve haz çağında, bu çağın kötülüklerine bulaşmadan yaşayan her genç kardeşim bir kahramandır. Hepinizi gönülden tebrik ediyorum.
Bu buluşmalarınız, Allah'ın rızası etrafında bir araya gelişiniz, iyilik ve güzellik etrafında, hak, adalet, ilim, marifet etrafında hasbi olarak bir araya gelişinizin Allah katında çok büyük değeri var. Her birinizin bu birlikteliğini kutluyorum. Her sene bu çatı altında onlarca gençlik kuruluşunun sadece birlikte tespit ettikleri iyiliği ve güzelliği paylaşmak üzere bir araya gelişini gönülden tebrik ediyorum.
Allah'ın kitabına baktığımız zaman yetmişi aşkın yerde Allah’ın akla değer katarak, aklın eylemine değer vererek, aklı yücelterek yer verdiğine şahit oluyoruz.
Akletmezler mi, tefekkür etmezler mi?” diye başlayan faal aklı, iş gören aklı yücelten onlarca ayeti kerimeye şahit oluyoruz. Ancak Kuran-ı Kerim'in en çok üzerine durduğu hususlardan birisi, akıl ve kalp ilişkisidir.
Kur’an-ı Kerim'de bir ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: 
İnsanlar yeryüzünü hiç gezip dolaşmazlar mı, ta ki akleden kalpleri olsun” Akleden kalplere ve kalbi olan akıllara sahip olmamızı emreder Kuran-ı Kerim. Eğer akıl iman etmezse, kalp imanı tutamaz. Eğer kalp akletmezse, akıl iman edemez. Biz, akleden kalbe sahip olmayı, aklın imanını tahkiki iman olarak tarif ediyoruz. Aklın imanı tahkikî imandır. Çünkü akıl sorgulayacak, akıl doğruluğu tespit edecek. O zaman iman sağlam olur. Ama akla iman ettiremezseniz, o şüphelerle birlikte sahip olduğunuz iman taklidi iman olur.
Allah'ın bizden istediği sadece taklidi iman değil, tahkiki imandır.
Kur'an-ı Kerim'e göre akıl bir kaledir. Çünkü Kuran-ı Kerim'de aklı ifade eden kelimelerin semantik anlamlarını topladığınız zaman akıl, insanı kötülükten alıkoyan en büyük güç olarak ortaya çıkar. Buna göre akıl bir kaledir.
Bu kale içine cehaleti sokmaz. Cehaletin olmadığı yerde küfür olmaz, inkâr olmaz.
Akıl kalesi, sahibini ilimle beraber yaşatır, ilimle beraber yaşayan önce kendi nefsini tanır, sonra Allah’ı gerçek manada tanır, arif olur ve marifete ulaşır.
Akıl, ilim, hikmet ve marifet kelimelerinden sonra bir kelime koyacak olursak o da hakikat olur. Bütün bunlar sizi hakikate götürür. Gerçek hakikat ile buluşturur.
Biz, hocalardan “Bu din nakil dinidir. Onun için mümkün olduğu kadar aklı uzak tutacaksınız.” şeklinde yanlış bir söz duyarsınız. Bu sözün Kur'an'la, İslam'la, Hz Muhammed (s.a.v.) ile hiçbir ilişkisi yoktur.
Elbette bu dinin kaynağı vahiydir. Ancak Allah, vahyi akla hitaben göndermiştir. Aklı olmayanın dini olmaz, akıllı olmayanı Allah din ile mükellef tutmamıştır. Bunu hiçbir zaman unutmayınız.
Bizim dinimiz akılla nakil arasında, akıl ve kalp arasında, vahiy ile akıl arasında kurulan doğru ilişkiden ibarettir. Aklı dışlayan, aklı aşağılayan, hafife alan hiçbir düşünce, hiçbir söz ne Kur'an-ı Kerim'e ne de İslam'a mal edilebilir.
Allah bize üç organımızla hakikati görmemizi emretmiştir. Önce gözümüzle görmeyi emretmiş, biz buna ‘ru’yet’ diyoruz. Aklımızla görmeyi emretmiş, buna ‘nazar’ diyoruz. Kalbimizle görmeyi emretmiş, buna ‘basiret’ diyoruz. Eğer, nazar olmazsa, ru’yetin ve basiretin bir manası yok. Eğer, basiret olmazsa, tek başına nazarın bir değeri yok. Göz, hiçbir zaman kör olmaz. Amalar kör değildir. Onun için asıl körlük, kalbin basiretini kaybetmesidir. Asıl körlük, aklın nazarı kaybetmesidir. 
            "Pek çok sarıklı, cübbeli insandan 'Sakın felsefe okumayın. Çünkü o takdirde imanınız zayıflar.' diyen nice insanları duyarsınız. Sakın buna da itibar etmeyiniz. Zira ilk asırdan itibaren biz hüküm ve hikmeti birleştirmiş, bütün felsefelere meydan okumuş, İslam felsefesini vücuda getirmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Biz İbn-i Sinaları okumak zorundayız. Biz İbn-i Rüşdleri okumak zorundayız. Biz Farabileri tanımak zorundayız. Biz El Kindileri okumak zorundayız. Ama Ebu Hanife'yi de okuruz. Şeyh Nakşibendi'yi de okuruz. Marifet ehlini de okuruz. Hikmet ehlini de okuruz. İlim ehlini de okuruz. Bunları birleştirmediğimiz zaman yanılgıya düşeriz. Endülüs medeniyetini biz böyle kurduk. Maveraünnehir medeniyetini biz böyle kurduk. Anadolu İslam medeniyetini biz böyle kurduk. Akıldan kaçarak, aklı kötüleyerek değil, Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanarak biz bu medeniyetleri kurduk.
Fıkıhla felsefe, tefsirle fizik, kimya, tasavvuf ile hadis birbirinden ayrılacak şeyler değildir. Bütün bunları daima birlikte ele almalıyız. 
06. 05. 2017
Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber